Bazı insanlar alarm çalmadan uyanır, sabahın erken saatlerinde kendini enerjik hisseder ve en zor işlerini öğle olmadan bitirebilir. Bazıları içinse sabah saatleri adeta bir mücadeledir. Gerçek anlamda kendilerine gelmeleri öğleden sonrayı bulur, akşam olduğunda ise enerjileri yükselir ve gece herkes uyurken en verimli saatlerini yaşamaya başlarlar.

Bu farklılığı çoğu zaman alışkanlıklara bağlarız. Sabah erken kalkabilen insanları daha disiplinli, gece geç saatlerde çalışanları ise düzensiz olarak değerlendirebiliriz.

Oysa durum bu kadar basit değil.

Vücudumuzun ne zaman uyumak, uyanmak, yemek yemek ve hareket etmek istediğini belirleyen biyolojik bir zamanlama sistemi bulunur. Üstelik bu sistem herkeste tamamen aynı şekilde çalışmaz.

Vücudumuzun İçinde Bir Saat Var

İnsan vücudu yaklaşık 24 saatlik bir biyolojik ritme göre çalışır. Buna sirkadiyen ritim adı verilir.

Sirkadiyen ritim yalnızca ne zaman uykumuzun geleceğini belirlemez. Gün içerisinde vücut sıcaklığından hormonların salgılanmasına, dikkat seviyesinden sindirim sistemine kadar birçok süreç bu ritimle bağlantılıdır.

Bu sistemin en önemli düzenleyicilerinden biri ışıktır.

Sabah gözlerimiz gün ışığıyla karşılaştığında beynimiz gündüzün başladığı bilgisini alır. Akşam ışığın azalmasıyla birlikte ise vücut uykuya hazırlanmaya başlar.

Ancak herkesin biyolojik saati aynı zamanlamaya sahip değildir.

Sabahçı mısınız, Gececi mi?

İnsanların günün hangi saatlerinde daha aktif olma eğiliminde olduğunu tanımlamak için kronotip kavramı kullanılır.

Genel olarak insanlar;

  • Sabah saatlerinde daha aktif olanlar,
  • Akşam ve gece saatlerinde daha aktif olanlar,
  • Bu iki grubun arasında bulunanlar

şeklinde düşünülebilir.

Sabah kronotipine sahip kişiler erken saatlerde daha kolay uyanabilir ve zihinsel enerjilerini günün ilk bölümünde daha yüksek hissedebilir.

Akşam kronotipine sahip kişiler ise sabahları daha yavaş açılırken ilerleyen saatlerde daha üretken hale gelebilir.

Ancak kronotip kesin sınırları olan bir kişilik özelliği değildir. Yaş, genetik özellikler, günlük yaşam, çalışma düzeni ve ışığa maruz kalma gibi birçok faktörden etkilenebilir.

Genetik Özellikler de Etkili

Sabah erken kalkmayı sevip sevmemeniz yalnızca iradenizle ilgili olmayabilir.

Bilimsel araştırmalar kronotip üzerinde genetik özelliklerin de rol oynadığını gösteriyor. Biyolojik saatin düzenlenmesinde görev alan bazı genlerdeki farklılıklar, insanların uyku ve uyanıklık zamanlamalarını etkileyebiliyor.

Bu nedenle bir kişinin gece 22.00’de gözlerinin kapanmaya başlaması, başka birinin ise aynı saatte kendisini oldukça enerjik hissetmesi mümkün.

Yani herkesin “ideal saati” aynı olmayabilir.

Yaşımız Değiştikçe Biyolojik Saatimiz de Değişebilir

Çocukken erken uyuyup sabah erkenden uyandığınız halde ergenlik döneminde gece geç saatlere kadar uyanık kalmaya başlamış olabilirsiniz.

Bu oldukça yaygın bir durumdur.

Ergenlik döneminde biyolojik saat genellikle daha geç saatlere doğru kayar. Bu nedenle gençlerin geceleri daha geç uyumak istemeleri ve sabah erken kalkmakta zorlanmaları yalnızca “uyumayı sevmeleriyle” açıklanamaz.

Yetişkinlik ilerledikçe ise birçok insanın uyku zamanlaması yeniden daha erken saatlere kaymaya başlayabilir.

Bu nedenle 20 yaşındaki halinizle 50 yaşındaki halinizin en enerjik olduğu saatler aynı olmayabilir.

Sabah Işığı Neden Bu Kadar Önemli?

Biyolojik saatimizin en güçlü işaretlerinden biri gün ışığıdır.

Özellikle sabah saatlerinde doğal ışık almak, vücuda günün başladığını bildiren önemli çevresel sinyallerden biridir.

Bütün sabah perdeleri kapalı bir odada kalmak, gün boyunca çok az dışarı çıkmak ve geceleri parlak ekranlara uzun süre bakmak doğal ışık-karanlık döngümüzü etkileyebilir.

Bu nedenle sabahları mümkün olduğunca gün ışığı almak ve gün içerisinde açık havaya çıkmak uyku-uyanıklık düzenini destekleyebilir.

Üstelik bunun için saatlerce dışarıda kalmanız gerekmez. Sabah yapılan kısa bir yürüyüş, hem hareket etmenizi hem de doğal ışıkla karşılaşmanızı sağlar.

Gece Telefon Kullanmak Biyolojik Saati Etkileyebilir

Eskiden hava karardığında çevremizdeki ışık miktarı doğal olarak azalırdı. Modern yaşamda ise gecenin ortasında bile oldukça parlak bir ortamda bulunabiliyoruz.

Telefonlar, tabletler, bilgisayarlar ve televizyonlar gece boyunca ışığa maruz kalmamıza neden oluyor.

Özellikle yatmadan önce yoğun ışığa maruz kalmak melatonin salgısının zamanlamasını etkileyebilir ve uykuya geçişi geciktirebilir.

Burada sorun yalnızca ekranın kendisi değildir. Sosyal medyada geçirilen zaman, mesajlaşmak, oyun oynamak veya heyecan verici içerikler izlemek de zihinsel olarak uyanık kalmamıza neden olabilir.

“Bir video daha izleyeyim.” derken uyku saatinin bir saat ileri kayması bu nedenle oldukça kolaydır.

Sabahları Neden Kendimize Gelmekte Zorlanıyoruz?

Alarm çaldığında gözlerinizi açmanıza rağmen zihninizin hâlâ uyuyor gibi olduğunu hissettiğiniz oldu mu?

Buna uyku ataleti denir.

Uyandıktan sonraki belirli bir süre boyunca dikkat, tepki süresi ve zihinsel performans geçici olarak düşük olabilir.

Özellikle yetersiz uyuduğunuzda veya biyolojik saatinize göre çok erken uyandığınızda bu durum daha belirgin hissedilebilir.

Bu nedenle sabahları kendinize gelmekte zorlanmanız her zaman “sabah insanı olmadığınız” anlamına gelmez.

Bazen sorun basitçe yeterince uyumamış olmanızdır.

Gece Daha Verimli Olduğunuzu Düşünmenizin Başka Bir Nedeni Olabilir

Gece saatlerinin önemli bir avantajı vardır: Dünya biraz sessizleşir.

Telefon daha az çalar, mesajlar azalır, iş arkadaşlarından yeni talepler gelmez ve günlük sorumlulukların büyük bölümü sona erer.

Dolayısıyla bazı insanların “Ben geceleri çok daha iyi düşünüyorum.” demesinin nedeni yalnızca kronotip olmayabilir.

Dikkat dağıtıcı unsurların azalması da konsantrasyonu kolaylaştırabilir.

Bu nedenle kendinizi gece daha üretken hissediyorsanız önce şu soruyu sormak faydalı olabilir:

Gerçekten geceleri mi daha enerjik oluyorum, yoksa yalnızca kimse beni bölmediği için mi daha iyi odaklanıyorum?

Kahve Biyolojik Saatimizi Değiştirir mi?

Sabah uyanır uyanmaz kahve içmek birçok insan için vazgeçilmez bir alışkanlık.

Kafein, beyindeki uykululuk hissiyle ilişkili adenozin sistemini etkileyerek daha uyanık hissetmemizi sağlayabilir.

Ancak kafeinin etkisi saatler boyunca devam edebilir.

Bu nedenle özellikle öğleden sonra ve akşam saatlerinde yüksek miktarda kafein tüketmek bazı kişilerde gece uykuya dalmayı zorlaştırabilir.

Gece geç uyuyunca sabah yorgun kalkılır, sabah yorgun kalkınca daha fazla kahve tüketilir ve böylece küçük bir döngü oluşabilir.

Kafeine verilen yanıt kişiden kişiye değiştiği için kendi uyku düzeniniz üzerindeki etkisini gözlemlemek önemlidir.

Enerjiniz Gün İçinde Neden Düşüyor?

Sabahçı veya gececi olmanız, gün boyunca enerjinizin sürekli aynı kalacağı anlamına gelmez.

Özellikle öğleden sonra birçok insan kısa süreli bir enerji ve dikkat düşüşü yaşayabilir.

Buna öğle yemeğinin içeriği, yetersiz uyku, uzun süre hareketsiz kalmak ve gün içerisindeki zihinsel yük de eklenebilir.

Saatlerdir masa başındaysanız kendinizi daha fazla kahveyle ayakta tutmaya çalışmak yerine kısa bir hareket molası vermek daha iyi hissetmenize yardımcı olabilir.

10-15 dakikalık bir yürüyüş, birkaç esneme hareketi veya yalnızca dışarı çıkıp biraz hareket etmek bile günün geri kalanına daha dinç dönmenizi sağlayabilir.

Kendi Enerji Saatlerinizi Keşfedin

Herkesi sabah 05.00’te kalkmaya teşvik eden rutinler oldukça popüler. Ancak erken kalkmak tek başına daha sağlıklı, başarılı veya üretken olacağınız anlamına gelmez.

Asıl önemli olan yeterli ve düzenli uyumak, günlük sorumluluklarınızla uyumlu bir düzen oluşturmak ve kendi enerji değişimlerinizi tanımaktır.

Bunu anlamak için birkaç gün boyunca kendinizi gözlemleyebilirsiniz.

Hangi saatlerde daha kolay odaklanıyorsunuz?

Ne zaman egzersiz yapmak daha kolay geliyor?

Hangi saatlerde dikkatiniz dağılıyor?

Öğleden sonra enerjiniz düşüyor mu?

Akşam saatlerinde yeniden canlanıyor musunuz?

Bu soruların cevapları günlük programınızı daha akıllıca düzenlemenize yardımcı olabilir.

Zihinsel olarak en güçlü olduğunuz saatleri önemli işler için, enerjinizin düştüğü dönemleri ise daha rutin görevler veya kısa hareket molaları için kullanabilirsiniz.

Enerjinizi Saatle Değil, Bedeninizle Birlikte Planlayın

Sabah insanı olmak bir başarı göstergesi olmadığı gibi gece insanı olmak da tembellik değildir.

Vücudumuzun kendine ait bir zamanlama sistemi vardır ve bu sistem genetik özelliklerden yaşımıza, ışık düzeninden günlük alışkanlıklarımıza kadar pek çok faktörden etkilenir.

Kendi ritminizi tanıdığınızda gününüzü de buna göre daha iyi planlayabilirsiniz. En zor işlerinizi zihninizin açık olduğu saatlere bırakabilir, enerjiniz düştüğünde kısa yürüyüşlerle hareket edebilir ve uyku saatlerinizi mümkün olduğunca düzenli tutabilirsiniz.

Belki de mesele herkes gibi erken kalkmak değildir. Asıl mesele, kendi vücudunuzun hangi saatlerde size “Şimdi hazırım.” dediğini fark etmektir.

Yoruma Kapalı