Bazen öyle bir tesadüf yaşarız ki birkaç saniye durup “Bunun olma ihtimali neydi?” diye düşünürüz.

Tam birinden bahsederken telefonun çalması, yıllardır görmediğiniz biriyle başka bir şehirde karşılaşmak veya aklınızdan geçirdiğiniz bir şarkının birkaç saniye sonra çalmaya başlaması…

Çoğunun basit olasılıklarla açıklanabileceğini biliyoruz. Ancak tarihte kayıtlara geçmiş bazı karşılaşmalar var ki aradan yıllar geçmesine rağmen hâlâ şaşırtıcı geliyor.

İşte gerçek hayatın bazen kurgudan daha tuhaf olabileceğini düşündüren olaylardan bazıları.

Mark Twain’in Doğumu ve Halley Kuyruklu Yıldızı

Amerikalı yazar Mark Twain 1835 yılında doğdu.

Aynı yıl gökyüzünde Halley Kuyruklu Yıldızı görülüyordu.

Buraya kadar ilginç ama olağanüstü olmayan bir durum var. Çünkü Halley yaklaşık 75-76 yılda bir Dünya’dan gözlemlenebiliyor.

Asıl ilginç olan Twain’in yıllar sonra yaptığı bir yorumdu.

1909 yılında kendisinin Halley Kuyruklu Yıldızı ile dünyaya geldiğini ve ertesi yıl yeniden geleceği için onunla birlikte gitmeyi beklediğini söyledi.

Halley Kuyruklu Yıldızı 1910 yılında yeniden gözlemlendi.

Mark Twain ise 21 Nisan 1910’da, kuyruklu yıldızın Dünya’ya en yakın geçişinden yalnızca bir gün sonra hayatını kaybetti.

Bir yazarın hayatının başlangıcı ve sonunun aynı gökyüzü olayıyla kesişmesi, tarihin en şiirsel tesadüflerinden biri olarak kaldı.

Violet Jessop: Titanic’ten Kurtuldu, Sonra Bir Başka Gemiden Daha

Violet Jessop’un hikâyesi yalnızca bir tesadüf değil, inanılmaz bir hayatta kalma öyküsü.

Jessop, White Star Line’ın üç kardeş gemisinde de görev yaptı:

Olympic, Titanic ve Britannic.

1911 yılında Olympic başka bir gemiyle çarpıştığında Jessop gemideydi. Olympic batmadı ve olaydan kurtuldu.

1912’de bu kez Titanic’te çalışıyordu.

Titanic buzdağına çarpıp battığında Jessop bir filikaya binerek kurtulmayı başardı.

Hikâye burada da bitmedi.

Birinci Dünya Savaşı sırasında hastane gemisi olarak kullanılan Britannic’te görev yapmaya başladı. 1916 yılında Britannic bir patlamanın ardından battı.

Jessop bundan da sağ çıktı.

Aynı şirketin üç kardeş gemisindeki üç büyük deniz kazasına tanık olup hayatta kalması ona daha sonra “Batmaz Bayan” lakabının verilmesine neden oldu.

Anthony Hopkins ve Aradığı Kitap

Aktör Anthony Hopkins’in kariyerinin erken dönemlerinde yaşadığı anlatılan olay, sinema dünyasının en meşhur tesadüf hikâyelerinden biridir.

Hopkins, George Feifer’ın The Girl from Petrovka adlı romanının sinema uyarlamasında rol alacaktı ve kitabı okumak istiyordu.

Ancak aradığı baskıyı kitapçılarda bulamadı.

Daha sonra Londra metrosunda bir bankta unutulmuş bir kitap gördü.

Kitap tam da aradığı The Girl from Petrovka idi.

Tesadüf zaten yeterince garip görünüyordu.

Fakat hikâyenin anlatılan versiyonuna göre Hopkins daha sonra kitabın yazarı George Feifer ile tanıştığında olaydan bahsetti.

Feifer ise kendi notlarının bulunduğu özel bir kopyasını bir arkadaşına verdiğini ve arkadaşının kitabı Londra’da kaybettiğini söyledi.

Hopkins’in metroda bulduğu kitabın o kopya olduğu ortaya çıktı.

Yine de bu hikâyenin yıllar içinde farklı versiyonlarla aktarıldığını ve ayrıntılarının bağımsız olarak doğrulanmasının zor olduğunu belirtmek gerekiyor.

Bir Roman Titanic’i Önceden Tahmin Etmiş Olabilir mi?

1898 yılında Morgan Robertson, Futility adlı bir roman yayımladı.

Hikâyede Titan isimli devasa bir yolcu gemisi vardı.

Titan son derece büyük ve güvenli kabul ediliyordu. Nisan ayında Kuzey Atlantik’te ilerlerken bir buzdağına çarpıyor ve yeterli filika bulunmadığı için büyük bir felaket yaşanıyordu.

14 yıl sonra gerçek hayatta Titanic ilk yolculuğuna çıktı.

Titanic de döneminin en büyük ve teknolojik açıdan etkileyici yolcu gemilerinden biriydi.

Nisan ayında Kuzey Atlantik’te bir buzdağına çarparak battı ve gemideki filikalar herkes için yeterli değildi.

Roman ile gerçek olay arasındaki benzerlikler yıllardır “Titanic’in batışı önceden mi yazıldı?” iddialarına neden oluyor.

Elbette doğaüstü bir açıklamaya ihtiyaç yok.

Robertson denizcilik dünyasını biliyordu ve dönemindeki gemi teknolojisinden yola çıkarak gerçekçi bir felaket senaryosu oluşturmuş olabilir.

Ama geminin adının Titan olması bile hikâyeyi yeterince ürpertici hale getiriyor.

Franz Ferdinand’ın Otomobilindeki Garip Plaka

Avusturya-Macaristan Arşidükü Franz Ferdinand’ın 28 Haziran 1914’te Saraybosna’da öldürülmesi, Birinci Dünya Savaşı’na giden süreci hızlandıran olaylardan biri oldu.

Suikast sırasında kullanılan otomobille ilgili yıllar sonra dikkat çeken ilginç bir ayrıntı ortaya çıktı.

Aracın plakasında A III 118 yazıyordu.

Bu ifade farklı şekilde okunarak “11-11-18”, yani 11 Kasım 1918 tarihine benzetildi.

11 Kasım 1918 ise Almanya ile imzalanan ateşkesin yürürlüğe girdiği ve Birinci Dünya Savaşı’ndaki çatışmaların sona erdiği tarih.

Elbette otomobilin plakası geleceği haber vermiyordu.

Ama savaşın başlamasına yol açan olayların merkezindeki otomobilin plakasının savaşın sona erdiği tarihe bu kadar benzemesi, tarih meraklılarının yıllardır ilgisini çeken tuhaf ayrıntılardan biri.

Tesadüfleri Neden Bu Kadar Seviyoruz?

Bu hikâyeler büyüleyici çünkü insan beyni bağlantı bulmayı sever.

Milyarlarca insanın yaşadığı, her gün sayısız olayın gerçekleştiği bir dünyada son derece düşük olasılıklı karşılaşmaların zaman zaman gerçekleşmesi aslında kaçınılmazdır.

Fakat beynimiz sıradan eşleşmeleri hatırlamaz.

Sabah aklınızdan geçen 20 kişiden hiçbiri sizi aramazsa bunu önemsemezsiniz.

Ama 21’inci kişiyi düşündüğünüz anda telefonunuz çalarsa:

“İnanamıyorum, tam seni düşünüyordum!”

dersiniz.

İşte o an hafızanızda kalır.

Üstelik tarihî tesadüf hikâyelerinde başka bir sorun daha vardır. Çok iyi görünen bazı hikâyeler yıllar içerisinde abartılabilir, ayrıntıları değişebilir veya tamamen efsaneye dönüşebilir.

Bu yüzden internette karşılaştığımız her “inanılmaz gerçek tesadüfü” olduğu gibi kabul etmemek gerekir.

Yine de gerçek ve belgelenmiş örnekler bile yeterince şaşırtıcı.

Çünkü dünyada milyarlarca insan, binlerce şehir ve her gün gerçekleşen sayısız olay olduğunda matematik bize ilginç bir şey söylüyor:

Çok düşük ihtimalli olayların hiç gerçekleşmemesi, bazen gerçekleşmelerinden daha şaşırtıcı olabilir.

Belki de tesadüflerin en büyüleyici tarafı budur. Bir an için evren bize özel bir senaryo yazmış gibi görünür.

Oysa bazen sadece olasılıklar işlerini yapıyordur.

Yoruma Kapalı